Izambard ya da Karanlığın Ağzı

izambard copy”Artık şiir üzerine konuşacağım, demek ki hiçbir şey üzerine ve aynı anda her sey üzerine, sessizlik ve gürültü üzerine, yokluğun çelimsiz bakışıyla varlığın vazgeçilmez konutu üzerine ve hep birincil olmayan şeylerle üçüncül şeylerin tekilliği üzerine konuşacağım. Dağların dağılmaktan uzaklaştığı ve bir ortaçağ bulutunun içinden geçen genç kız gölgesinin hava durumuna muhalefetten sanrılı bir rüya çıkarıp ormanın orta yerinde, hayvan iskeletlerinin ve kurumuş etlerin hemen üstünde ates yakmasından konuşacağım. Kokuların ve diğer duyuların sahtelikle gücünü dürüstlükle güçsüzlüğünde bütün leğenlere biriken duyguların bir pazar öğleden sonrası çamaşır iplerine asılmasından, kurumaya bırakırken ıslanmasından konuşacağım.”

Anlatıcının nereden başlayacağını bilemeden anlattığı; Rimbaud’yla ve onun hocası Izambard’la, annesiyle ve anlatıcının onu terk eden sevgilisi Rüya’yla, kaybolan arkadaşı Yekta’yla ve elbette şiirle ve karanlık bir şirketle iç içe geçen labirentinde çıkan her yol okuru hem bir çıkmaza hem de yeni yolların ve bağlantıların basına getirip bırakıyor.