Yüzeysiz

YÜZEYSİZSON copy copyParmağını ayaklarının dibinde akan suya soktu çekinerek eğildiğinde öne doğru, yarımcana adım da atmış oldu az ileriye, öne. Yüzünü buruşturmuş, gövdesine bulaşmış yapışkan, sıvık bir dirimden sıyrılmak isterleyin sudan çıkarıp bir süre şaşkın, boş, kaygı dolu gözlerle baktığı parmaklarını ucuna bir şeyler yapışmış da ondan kurtulamamanın umarsızlığı içinde silkeleyip duruyordu, hızlı daha hızlı, eli bileğinden kopacaktı handiyse. Bileğinin kıyısında bir incinme duydu; acı değildi, henüz onun zamanı değildi. Parmaklarını kokladı: “Suyun belleği” diye mırıldandı yavaşça, kime yönelik olduğu belirsizdi sözlerin, ama bir karşılık beklemediği de belliydi adamın, yaşlının. Yürümek, suyun öte yanına gitmek istedi, yekindi; sıçrayacak gücü bulamadı kendinde. Ayakça dikili duruyordu bir ağacın gölgesinin altında; gizlenmesine, saklanmasına gerek yoktu, ama yine de korkuyordu. Bir kez daha kokladı, umutla, büyüyen gözbebekleriyle parmaklarını.